Pray for Japan
Manevi mirasçıların olarak “Bilim ve akıl” rehberliğinde Cumhuriyetimize sahip çıkmaya, seni gurur ve özlemle anmaya devam ediyoruz Atam.
“Biz seni hiç kaybetmedik ki, tek bir gün bile…”

Sevgili okur,
Pazartesileri sevmiyorum ben, yeryüzünde seven var mıdır bilmem. Küçükken apartmanın arka bahçesinde bi tavşanla karşılaşıp Alice gibi farklı dünyalara gideceğimi zanneder ya da “Olmayan Ülke”yi bulacağımı umut ederdim (of tamam ne aptalmışım evet). Ama tabii sonunda arka bahçede şık giyimli, cepkeninden saati sarkan aceleci bi tavşan yerine bir adet arı kovanı ve ölü bi kuşla karşılaşıp çizgi film ya da kitapta yaşamadığımı kabullenmek zorunda kalırdım. İşte pazartesileri de, o çok güzel geçen haftasonlarından sonra iş ve mesai mefhumlarıyla karşılaştığım zaman çocukluğumda o bahsettiğim üzüntü ve muz kabuğu günlerine dönüyorum. Kocaman bi binada kumaş pantolonumla bilgisayarımın başında oturup da yapmam gereken bi sürü iş varken; tunalıda hafif çakırkeyif adımlarla, yüzümde aptal bi gülümsemeyle yürüdüğüm serince bi yaz akşamına hapsolup kaldığımı düşlüyorum.
Neyse nerde kalmıştık pazartesileri sevmiyorum ben. Pazartesiden daha kötü olan bişey varsa son derece güzel geçen bir haftasonunun ardından gelen pazartesidir herhalde. Cuma işten çık, yanındaki özel insanla kendini blues konserine at, konserden çık sergi gez…Sergideki resimlere, seramiklere bakarken aklın çıksın kıskançlıktan, soluk aldığını hisset bi yandan da…Cumartesi zaten insan ırkı olarak sevdiğimiz bir gün, fazla söze gerek yok işte bildiğin eğlenceli. Pazar miskinlik günü, homurdanarak ev işi yap ara ara da uyukla. Ha tabii bir de ev halkıyla aile saadeti. Aslına bakarsan (bir 80ler klasiği olarak) Nils ve Uçan Kaz’ı müteakip Pazar Konseri, Bizimkiler ve pazar banyosu ile geçen yıllardan sonra Pazarları bu programı takip etmemek insanda tuhaf bi boşluk duygusu oluşturmuyor da değil. Bu arada ilk blog yazımda sürekli bir yerine “bi” yazıyorum hiç hoşuma gitmedi ama öbür türlü de doğal olmuyor (okurla bi şekilde iletişime geçmek lazım).
Sabah sabah bu kadar ergen tribi yeter. En iyisi sevgili okur; seninle yeni tanıştığımız gün, bu huysuz kenara çekilip bu sabahı çekilir kılan playlistiyle başbaşa bıraksın seni…
- Death Cab for Cutie - Expo ‘86, Passenger Seat
- John Mayer- No such thing, Back to you
- Sol Seppy -1-2
- Incubus - Love Hurts
- Kings of Convenience - Toxic Girl
- Mira- Kayıp Şehirler, Bir gün gelir, Uzaklar
- Norrda- Foggy Eyes
- Chi K.- Name





